15 Ağustos 2005

Google'dan fal tutmalı

An itibariyle,
mutsuz surat deyince 1. sırada,
huzursuzum deyince de 9. sırada
bizi gostermis google.

Vardır herhal bir bildigi...

Edit: 8. sıraya yükselmişiz!

14 Ağustos 2005

K.Ç.K.

CenavarYani "katil çift katlı", sevgili okuyucular.

Tüm gün boyunca evde depreştikten sonra, akşamüstü sularında şöyle bir silkineyim de dışarı çıkayım, bi iki işimi halledeyim dedim. İşler bitecek gibi değil sevgili okuyucular, ben de biraz salmış durumdayım. Salondan geçerken etrafı görmezden gelip bin bir ıvır zıvırın arasında sıyrılıp kurtarılmış bölgeme, odama çekiliyorum. Zaten yat-kalk-git-çalış-gel-yat-kalk ritmini de yakaladık çok şükür(!).

Neyse efendim öyle gün boyu evde yaşadığım ruhsal ve fiziksel debelenmelerin ardından bindim kızıma, çıktım yola... Konya yolunda Ulus istikametinde gitmekteyim. Trafik kimi zaman farklı gelir ya insana. Bana öyle olur en azından. Daha hızlı, daha karışık görürüm trafiği. Dalgınlığa işaret aslında bu. Bunun da farkındayım, şimdi diyorum bir kaza yapsam ne olur? Kimi haberdar ederim, tabi haberdar edecek halim olursa. Gece hanim olimpiyat oynamakta, nobody bey deseniz gezmelerde tozmalarda.. Allah diyorum supriz yapmis olurum hepsine!.. Sonra da bir "Allah korusun" çekiyorum, böyle şeylerin aklımdan her geçişinde yaptığım gibi.

Besevler istikametine dogru gidecegimden koprulu kavsagin ustunden saga donus yoluna yoneldim. Kafamda bu düşünceler usul usul gitmekteyim. Birden sol aynada yesil bi hareketlenme farkettim, refleks ile saga dogru kacirdim motoru. Kocaman bir kutle son surat solumdan gecti, gitti. Ama ne gecis sevgili okuyucular! Cidden saniye farki ile o kutleye karismaktan kurtuldum.

Şu kamyondan bozma yerli imalat çift katlı yeşil otobüslerimizden bi tanesi. Eleman kavşaktaki kırmızı ışıkta durmaya tenezzül etmeden, sağdan yardırdı. Kendime geldim, yakalayacam diye bi sağa sola bakıp ben de geçtim ışıkta, peşinden... 4. caddenin çıkışındaki ışıkları da takmadı amca, ben de ardından. Az ilerde durakta durdu, yolcu alacak. Solundan geçtim, önünde çapraz biçimde durdurdum motoru. İndim üstünden. Ama bi titreme var üstümde; az önceki korku, üstüne durumu idrak edince gelen sinir...

Cam açık zaten.
Taner: N'apiyosun sen ya?! Seni farkedip kacmasaydim, napacaktin, uzerimden mi gececektin?
Sofor: Nasil?
T: Uzerime çıkıyordun az önce, farketmedin mi?
S: Ben korna çaldım bir suru, duymadın ki sen?
T: Ne kornası? (Dalgınlığıma bakar mısınız?)
S: Korna çaldım ben bi sürü..

Tamam korna çalmıştır belki. Duymadım diyelim. Duymadım, çekilmedim önünden diye, üstümden geçip gidecek, adama bakar mısınız?! Gerçi korna çalmış olsa da kaç kere çalmış olabileceğini siz tahmin edin sevgili okuyucular.

S: Hem sen n'arıyorsun yolun ortasında? Kenardan gitsene?

Bakar mısınız!.. Kenardan gideceğiz, bisikletiz ya biz. Aynı vergiyi vermiyoruz çünkü, köprüden otoyoldan geçerken aynı parayı ödemiyoruz. Hem öyle ha diyince de kalkamıyoruz, gidemiyoruz! Öyle önünde yolu tıkayıp kalıyoruz, tüh...

T: Ne diyorsun sen ya? Bisiklet mi bu? Kenardan gidecek mişim... Hem senin cevrende bu kaporta var... (camin kenarına vuruyorum) Bak bakalim bana, su monttan, kasktan baska bisi var mi uzerinde? Bir dokunsan bana gittim! Et kemik birbirine karışır giderim otobüsün altında? Hiç mi düşünmüyorsun bunu?
S: Ya git kardeşim, zaten geç kaldım seferime!

Geç kalmış ya, adamın üstünden geçmiş, çiğnemiş gitmiş, nolmuş ki?

Azcık daha sakin başlayabilseydim lafa, belki muhabbeti sürdürmek anlamlı olabilirdi. Ama havanın sıcağı, amcanın geç kalmışlığı, bendeki can sıkıntısı ile anlamlı bi yere varamayacağımızı düşünerek, içimden "Allah nası biliyosa öyle yapsın seni" dedim, atladım motora, çektim gittim su kartıma kontör yükletmeye...

Okuduğumuzu Anladık Mı?
- Örtmenim, kafamız karışık iken ve dalgın olduğumuz zamanlarda motosiklete binmemeliyiz.
Bi de örtmenim, hala bir kısım insanımız, motosikletleri yolları paylaştıkları bir araç olarak değil, önlerinde giden bir can sıkıntısı, haddi bildirilmesi, tez zamanda gözden kaybedilmesi gereken bir nesne olarak görüyorlar. Motosikleti kullanarak vatandaşa huzursuzluk veren sıpaların da etkisi bu örtmenim. Ama sonuçta kaportadan yoksun olduğumuzu, et ve kemiğin metal ve asfalt ile birleşmesinin sonuçlarının neler olacağını pek tahayyül edemiyorlar. Nasıldır örtmenim, trafikte iki araç birbirine dokunurlar, ne olur? Hemen durulur, trafik tıkanır, öyle ya cep telefonu ile biyerler aranarak ya da eller göğüste kavuşmuş halde ekip beklenir. Bunun bir dörtteker ve bir motosiklet içeren versiyonunda ise kareye bir ambulans girmesi pek muhtemeldir. Bunu hiç bir zaman akıldan çıkarmamalıyız örtmenim. Trafikte önümüzdeki, yanımızdaki, arkamızdaki aracın sürücüsü en kibar bi insan, en uygar sürücü ödüllü süper bi şahsiyet bile olsa onu yukarıdaki sınıftan kabul edip ona göre davranmalı, tedbiri elden bırakmamalıyız. Ve bunu neden yapmalıyız örtmenim? Çünkü motosiklete binmek çook keyifli örtmeniim... Ölmek için değil, ölünceye kadar örtmeniiim...
- Aferin evladım, otur, 10.

03 Ağustos 2005

chromasia...

Portre,
yakın plan,
siyah beyaz,
renkli.
589 adet güzel fotoğraf...

1.Seksiyon Kadıyayla-Teferrüç

Çocukluğumdan beri hep yanından geçer giderim Uludağ'ın. Her seferinde içim gider. Bir kez olsun tepesine tırmanıp da şöyle bir aşağı bakamamıştım.

Kısmet bu yolculuğa imiş... Buyrunuz GGS (Gece Görsel Sistemler) sponsorluğunda gerçekleştirdiğimiz Teleferik ile Uludağ seferimize...

02 Ağustos 2005

Ankara'dan Ayvalık'a...(Yeni bölüm)

Şaka yaptım size sevgili okuyucular. Nefes falan kesecek bişi olmadı. Zaten gayet Kamil Koç bi güzergah idi takip ettiğim... Efendi efendi Ankara'dan çıkıp sırası ile Balıkesir merkez, Edremit ve Ayvalık mekanlarında birer kaçar gece kalıp, gerisin geriye Ankara'ya döndüm. Bu mekanlarda aile efradı ile eş ve dostlara askerden dönmüş halimi sundum, çocukluğumun yemekleri ile hasret giderip, mekanlardan uygun olanlarında amele yanıklarımın kontrastını azaltmaya çalıştım. Zaten sayılı gün, hop dedi geçti.

Fekat bu arada, burası için de malzeme topladım tabi. Yaşadıklarımızı "publish" etmeden olur mu? İleride bir zaman bloga-kaptirdim-kendimi-yok-mu-elimden-bir-tutan olusumunu da bloglamak gerekiyor sanırım. Ya da soyle bisi * vermek...

30 Temmuz 2005

tebdil-i mekanda...

...her zaman huzur yoktur, sevgili okuyucular, aldanmayiniz... Ve endiselenmeyiniz, kaotik hissiyatlardan uzak durunuz, çünkü bilinçli bir seyyah olmanız için elimizden geleni yapıp, işin sırrını sizinle paylaşacağız. Sırrımız aslında çok basit, gayet basit bir matematik formulden geçiyor. Çarp topla ve işte sonuç. Bay Mantık'dan da zaten ne bekliyordunuz ki?

Efendim, formulumuze gecmeden once biraz eski bilgilerimizi tazeleyelim. Onceki derslerimizde gordugumuz gibi H, yani huzur katsayısı uc farklı durum arzedebilirdi. Bu arada neydi o ders diye sağına soluna bakınanları görmüyor değilim, mazeret uretmek yerine cozumcu olsunlar; dersi kaçıranlar kaçırmayanlardan alsın notları. Uc farklı durumumuz sunlar idi:

H > 0 -> :) -> Pozitif H, mutlu surat, huzurlu insan demek.
H < 0 -> :( -> Negatif H, mutsuz surat, huzursuz insan...
H = 0 -> :| -> Duz surat, "mal mode on" tabir ettigimiz ne akar ne kokar durumu.

Mevz-u bahsimiz "Tebdil-i mekan" yaklasiminin sayisal ifadesi ise su sekildedir:

H: Huzurunuz
H0: Ilk andaki huzurunuz
x: Tebdil-i mekan etmek için katettiğiniz mesafe
h: Anlık huzurunuz

olmak uzere

H = H0 + x.h

Daha açık olursak, ilk andaki huzurunuz olan H0 uzerine, gittiginiz yol çarpı anlık huzurunuz eklenir ve bu sekilde son huzur sayinizi bulursunuz. Burada x'i buyutmek maksimum huzura ulasmak icin yeterli gibi gorunmektedir, degil mi sevgili okuyucular? Aldanmayiniz. Cunku toplam huzurunuz doğrudan h'a, yani anlik huzurunuza baglidir ve h'a bagli olarak -ki h negatif de olabilir- gittiginiz yol arttikca daha da huzursuzlanmaniz da olasi. Cok yol gidersiniz ama h negatif oldugu icin, x.h'iniz negatiftir. Siz de basladiginiz huzur sayinizdan daha dusuk bir sayi ile kalakalirsiniz. Hatta bu durumda x'i arttirir, deli gibi yol yaparsaniz, bir bakmissiniz, pozitif olan toplam H'iniz negatiflere dusmus, size de olanlar olmus...

Simdi gelelim anlik huzur mevzuuna. h anlik huzur katsayisi asagidaki sekilde hesaplanmaktadir.

h: anlik huzur katsayisi
t: zaman ekseninde o an bulundugunuz nokta (milattan beri gecen sure, milisaniye cinsinden)

olmak uzere

h = fh(t)

fh fonksiyonunu ilerleyen derslerimizde gorecegimiz icin, simdilik sadece onun - sonsuz ile + sonsuz arasinda degerler donduren bir fonksiyon oldugunu bilmemiz yeterli sevgili okuyucular.

h anlik huzur katsayisinin pozitif ve negatif araliklarda tipki H toplam huzur katsayisinda oldugu gibi davranir. Huzurlu iseniz pozitiftir, degilseniz negatif...

Yani toplarsak;

H = H0 + x.h
H = H0 + x.fh(t)

ve ozetlersek;

anlik huzurunuz pozitif degilse, hiç b.k yemeyin, kırın poponuzu evinizde oturun. Mekan tebdil edecem diye yakacagınız benzinin parası cebinizde kalsın. Ya da... Yadasi sonra. Iste tebdil-i mekandan her dem huzur elde edebilmenin yolu budur sevgili okuyucular. Bu kadar basit. Artık gidebilirsiniz...

PS: Gun icinde zaten yazilmis idi bu yazi, gecenin gelmesi pek bir seyi degistirmedi yani. Gun boyu zaten "gargamel mode on" idi. Arzederim.

25 Temmuz 2005

Kedinizin Köşesi

Aşağıdaki yazıcık 22 Temmuz tarihli Leman'dan, Behiç Pek imzalı... İlk okuduğumda bana buralarda, daha dogrusu komsularda boy gosteren bir arkadaşı hatırlattı, stil olarak. Bakalım sizde de aynı his oluşacak mı, sevgili okuyucular ;)

Soru: Hocam, hani varlık var, büyük oluyor, saçlı oluyor, kuyruk saçaklı. Normal yürüyor, tak tuk ayak ses oluyor. Oysa kendim yürüyorum, kulakları yönlere çevire çevire dinliyorum, kedide tepinse ayakses yok hocam. Bu nasıl? Bir ne bu? Nasıl yaparım ayakses?
Rumuz: Helecan

Cevap: Yavrum at söylüyorsun sen. At'ta altta pabuç var matel gibi sertten yapılmış. Kedide pati yastıklı yavrum. Yastıkta adam uyur, kadın uyur. Yere kedi basması yoksestir. Varses av kaçırır. Kıvır patini, vücüdünü döndere döndere uyu yavrum. Dimağdan fare seyret uyurkan...